| 18 Haziran 2010, 21:31:42 |
Forum Sorumlusu
Üye No : 11920
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 2071
Nerden : Konya
Karma +89/-0
Umudun kadar varsın...
288 Mesajına Toplam 597 Kere Teşekkür Edildi
1 Mesajına Toplam 1 Kere Karma Verildi
|
 |
« Yanıtla #60 : 18 Haziran 2010, 21:31:42 » |
|
Usta ve Çırak
Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta, öğrencisini uğurlamış. Çırağına, "Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın?" demiş. "Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma." diye ilave etmiş. Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş. Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş. Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye etmiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış. Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş. Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş. Usta ressam şöyle demiş: "İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde, onlardan müspet, yapıcı, olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.
• Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın. • Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma. • Asla bilmeyenle tartışma..."
|
|
|
|
|
Logged
|
SİL BAŞTAN BAŞLAMAK GEREK BAZEN...
|
|
|
|
|
|
|
 |
Duyurular |
|
|
|
|
Logged
|
|
|
| 18 Haziran 2010, 21:39:41 |
Kıdemli Üye
Üye No : 20543
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 591
Karma +0/-0
44 Mesajına Toplam 62 Kere Teşekkür Edildi
|
 |
« Yanıtla #61 : 18 Haziran 2010, 21:39:41 » |
|
bu hikayeden sonra bu söz olur heralde Allah´ın bile insanlar hakkındaki hükmünü, ömürleri sona erdikten sonra verdiğine inanırken... Biz kim oluyoruz da insanları birkaç kez görmek, iki-üç yazı okumak, birkaç dedikodu dinlemekle yargılama hakkına sahip olabiliyoruz.
|
|
|
|
|
Logged
|
Gitmek gerekir bazen, gönderilmeyi beklemeden. Arkana dönüp bakmadan ve ağlamadan...
|
|
|
|
|
| 19 Haziran 2010, 11:22:42 |
Yeni Üye
Üye No : 33631
Ad Soyad: yolcu
Mesaj Sayısı: 71
Nerden : Ülkemin herhangi bir yeri
Karma +2/-0
5 Mesajına Toplam 13 Kere Teşekkür Edildi
|
 |
« Yanıtla #62 : 19 Haziran 2010, 11:22:42 » |
|
Adamın biri, bir çocuğa bir elma vermiş. Çocuk çok sevinmiş. Bir elma daha vermiş. Çocuk daha çok sevinmiş. Bir elma daha verince; çocuk sevinçten deliye dönmüş. Ve bir elma daha verince, çocuk dört elmayı elinde zaptedememiş, sonuncusunu düşürmüş yere... Bu sefer ağlamaya başlamış çocuk. Hayat böyledir işte... Hayal etmediğimiz bir saadete eriştikten sonra, onun bir lokmasını dahi kaybetmek bizi perişan eder. "Keyifler değildir yaşamı değerli yapan. Yaşamdır, keyif almayı değerli kılan"
|
|
|
|
|
Logged
|
Zamanla Sen de Tükendin Bende
|
|
|
|
|
| 19 Haziran 2010, 11:52:10 |
Kıdemli Üye
Üye No : 20543
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 591
Karma +0/-0
44 Mesajına Toplam 62 Kere Teşekkür Edildi
|
 |
« Yanıtla #63 : 19 Haziran 2010, 11:52:10 » |
|
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.
İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.
Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur.
İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar, "Sırf senin hatırın için ey su" diye...
Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.Kaynakwh:
Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba "Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar.
Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.
Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der. Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...
Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.
Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin. Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine...
Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben, gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumu ümitsiz artık elimizden birşey gelmez."
Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalıkKaynakwh: nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.
Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemektedir...
|
|
|
|
|
Logged
|
Gitmek gerekir bazen, gönderilmeyi beklemeden. Arkana dönüp bakmadan ve ağlamadan...
|
|
|
|
|
| 20 Haziran 2010, 14:37:46 |
Forum Sorumlusu
Üye No : 11920
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 2071
Nerden : Konya
Karma +89/-0
Umudun kadar varsın...
288 Mesajına Toplam 597 Kere Teşekkür Edildi
1 Mesajına Toplam 1 Kere Karma Verildi
|
 |
« Yanıtla #64 : 20 Haziran 2010, 14:37:46 » |
|
Hayallerden Sıfır Almak
Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışa koşarak atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin genç oğluna kadar uzanır. Babasının işi nedeniyle çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı. Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası.. Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi. Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi. İki gün sonra ödevi geri aldı. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir 0 (sıfır) ve "Dersten sonra beni gör." uyarısı vardı. "Neden 0 aldım?" diye merakla sordu hocasına çocuk. "Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal." dedi hocası.. "Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız." dedi ve ekledi: "Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm." Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı. "Oğlum" dedi babası, "Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!" Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına.. "Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin." dedi, "Ben de hayallerimi..." O orta ikinci sınıf öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde çerçevelenmiş olarak asılı. Öykünün en can alıcı yanı şu: Aynı öğretmen, geçen yaz 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi. Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine "Bak" dedi, "Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken, hayal hırsızıydım. O yıllarda öğrencilerimden pek çok hayal çaldım. Allah' tan ki, sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın."
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 20 Haziran 2010, 14:43:54 Gönderen: a.pak »
|
Logged
|
SİL BAŞTAN BAŞLAMAK GEREK BAZEN...
|
|
|
|
a.pak Nickli Üyemize Teşekkür Eden Kullanıcı:
|
zevzekim
(20 Haziran 2010, 14:43:12) |
|
| 20 Haziran 2010, 14:43:23 |
Kıdemli Üye
Üye No : 20543
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 591
Karma +0/-0
44 Mesajına Toplam 62 Kere Teşekkür Edildi
|
 |
« Yanıtla #65 : 20 Haziran 2010, 14:43:23 » |
|
Adam fısıldadı, " Tanrım konuş benimle" ve bir kus cıvıldadı ağaçta ama adam duymadı. Sonra adam bağırdı " Tanrım konuş benimle!" Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı, ama adam dinlemedi onu. Adam etrafına bakındı ve " Tanrım seni görmeme izin ver" dedi. Ve bir yıldız parıldadı gökyüzünde. Ama adam farkına varmadı. Ve adama bağırdı, " Tanrım bana bir mucize göster! " Ve bir bebek doğdu bir yerlerde. Ama adam bunu bilemedi. Sonra adam çaresizlik içinde sızlandı, " Dokun bana Tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla! " Bunun üzerine Tanrı aşağı doğru süzüldü ve adama dokundu. Ama adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı ve yürüyüp gitti
|
|
|
|
|
Logged
|
Gitmek gerekir bazen, gönderilmeyi beklemeden. Arkana dönüp bakmadan ve ağlamadan...
|
|
|
|
|
| 20 Haziran 2010, 14:47:24 |
Kıdemli Üye
Üye No : 20543
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 591
Karma +0/-0
44 Mesajına Toplam 62 Kere Teşekkür Edildi
|
 |
« Yanıtla #66 : 20 Haziran 2010, 14:47:24 » |
|
güzel bie hikaye  Moses Mendelssohn hiç yakışıklı bir adam değildi. Çok kısa boyunun olmasının yanı sıra, çok garip bir de kamburu vardı. Moses Mendelssohn, günün birinde Hamburg da yaşayan bir işadamını ziyarete gitti. İşadamının, Frumtje adında çok güzel bir kızı vardı. Moses, bu güzel kıza umutsuz bir aşkla tutuldu. Fakat güzel kız onun çirkin görüntüsünden ürkmüştü. O nedenle, değil onun sevgisine karşılık vermek, yüzüne bile bakmak istemiyordu. Ayrılma zamanı geldiğinde Moses, güzel kızın üst kattaki odasına çıktı ve tüm cesaretini toplayarak onunla son kez konuşma girişiminde bulundu. Kızın güzelliği öylesine olağanüstüydü ki, bir an için onun cennetten geldiğini bile düşündü. Fakat kızın, başını kaldırıp da yüzüne bakmamaktaki direnci, Moses i çok üzdü. Güçlükle başarabildiği konuşması sırasında çirkin aşık, bu güzel kıza bir soru sordu: "Evliliklerin kutsal bir özelliği olduğuna inanır mısınız?" dedi. "Elbette" diyerek yanıtladı güzel kız ve gözlerini yine kaldırmayıp Moses in yüzüne yine bakmadan, kendi de ona bir soru sordu: "Peki ya siz?"dedi."Siz inanır mısınız buna?" Moses bir an bile duraksamadı: "Evet,ben de inanırım" dedi ve ekledi: "Biliyor musunuz? Her erkek çocuğu doğduğunda Tanrı,onun evleneceği kızı belirlermiş. Benim doğumumda da,benim evleneceğim kız belirlenmiş ve bana Senin karın kambur olacak demiş.O zaman ben bir istekte bulunmuşum Tanrı dan. Tanrım, kambur bir kadın bir trajedi olur. Lütfen onun kamburluğunu bana ver ve onu güzel bir kadın yap demişim." Moses in bu sözlerinden sonra Frumtje gözlerini yerden kaldırdı, onun gözlerinin içine baktı ve elini uzatIp, Moses in elini tuttu.Ve daha sonra da onun, sevgili eşi oldu. Bu anlatılanlar bir "peri masalı" değil, ünlü Alman besteci Mendelssohn un büyükbabası ile büyükannesinin evlenmelerinin öyküsüdür.
|
|
|
|
|
Logged
|
Gitmek gerekir bazen, gönderilmeyi beklemeden. Arkana dönüp bakmadan ve ağlamadan...
|
|
|
|
|
| 21 Haziran 2010, 20:41:34 |
Forum Uzmanı
Üye No : 192
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1431
Nerden : ..GİRESUN..
Karma +79/-0
Türkçem benim ses bayrağım.
159 Mesajına Toplam 497 Kere Teşekkür Edildi
|
 |
« Yanıtla #67 : 21 Haziran 2010, 20:41:34 » |
|
Unutulmak ne kadar acı verir insana bilirsiniz. Bir insana yapılabilecek en büyük kötülüktür. İşte Schiller bir cümle ile intikam duygusunu çözmüş. Bir insandan intikam almak istiyorsanız onu unutun. Yok ben illaki intikam almak istiyorum diyorsanız. Bunu kaba kuvvete dökmeden akıl yolu ile yapabilirsiniz. Bakın size zeka örneği bir hikaye; “Zamanın birinde iki sevgili varmış. Çok severlermiş birbirlerini. Gel zaman git zaman çocuk askere gitmiş. Hikaye bu ya çocuk askerdeyken kız başka birine aşık oluvermiş. Bunu . mektupla anlatmak zorundaymış ve yazmış; - Sen askerdeyken ben başka birine aşık oldum. Ne olur kusura bakma. Sende olan resmimi de bir zahmet bana gönder. Bizim asker okumuş mektubu. İntikam alacak ya bölükteki askerlerden ne kadar kız resmi varsa toplamış. Resimleri koymuş zarfa ve bir de mektup yazmış; - Ya kusura bakma çıkaramadım, sen bunların içinden hangisiydin. Sen kendi resmini al diğerlerini bana gönder..”
|
|
|
|
|
Logged
|
Bu dil ağzımda annemin sütüdür.
|
|
|
|
gelincigim Nickli Üyemize Teşekkür Eden Kullanıcı:
|
a.pak
(23 Haziran 2010, 19:38:09) |
|
| 23 Haziran 2010, 15:18:07 |
Kıdemli Üye
Üye No : 20543
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 591
Karma +0/-0
44 Mesajına Toplam 62 Kere Teşekkür Edildi
|
 |
« Yanıtla #68 : 23 Haziran 2010, 15:18:07 » |
|
Bir gün Napolyon düşman askerlerinden kaçarken bir bakkal dükkanına girmiş. Bakkala hemen kendisini saklamasını emretmiş. Bakkal da Napolyon'u müsait bir yere saklayıp biraz sonra gelen düşmanları da 'Az evvel biri koşarak şu tarafa kaçtı.' diye savuşturmuş. Nihayet biraz sonra Napolyon'un muhafızları yetişmişler. Bakkal ömründe bir daha karşılaşamayacağı Napolyon'a sormuş: 'Efendim af buyurun ama merak ettim ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl bir duygu?' Napolyon birden öfkelenmiş. 'Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçercesine konuşabiliyorsun?' diye bağırmış. Hemen askerlerine adamcağızı kurşuna dizmelerini emretmiş. Askerler bakkalın gözünü bağlayıp karşısına dizilmişler. Mermiler namlulara sürülmüş artık 'ateş' emri verilecek... Adamcağız içinden 'Ah ne yaptın sen? Şimdi ölüp gideceksin diye düşünürken arkadan bir çift el uzanmış gözündeki bağı açmış.Karşısında Napolyon varmış. Tek cümleyle cevaplamış Napolyon: 'İşte böyle bir duygu! 'Yaşayarak öğrenmek bedeli en yüksek öğrenme biçimidir.
|
|
|
|
|
Logged
|
Gitmek gerekir bazen, gönderilmeyi beklemeden. Arkana dönüp bakmadan ve ağlamadan...
|
|
|
|
zevzekim Nickli Üyemize Teşekkür Eden Kullanıcı:
|
a.pak
(23 Haziran 2010, 19:38:56) |
|
| 24 Haziran 2010, 14:16:03 |
Forum Sorumlusu
Üye No : 11920
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 2071
Nerden : Konya
Karma +89/-0
Umudun kadar varsın...
288 Mesajına Toplam 597 Kere Teşekkür Edildi
1 Mesajına Toplam 1 Kere Karma Verildi
|
 |
« Yanıtla #69 : 24 Haziran 2010, 14:16:03 » |
|
Her okuduğumda bir kez daha ders aldığım bir öykü...
Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden bir yazar, sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birini görür. Biraz yaklaşınca , bu kişinin sahile vuran denizyıldızlarını, okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder. Genç adama yaklaşır: - Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun? Genç adam yanıtlar: - Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek. Onları suya atmazsam ölecekler. Yazar sorar: - Kilometrelerce sahil, binlerce denizyıldızı var. Ne fark eder ki? Genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı daha alır, okyanusa fırlatır. - Onun için fark etti ama...
|
|
|
|
|
Logged
|
SİL BAŞTAN BAŞLAMAK GEREK BAZEN...
|
|
|
|
a.pak Nickli Üyemize Teşekkür Eden Kullanıcı:
|
gelincigim
(17 Temmuz 2010, 16:52:46) |
|
| 25 Haziran 2010, 16:42:54 |
Kıdemli Üye
Üye No : 20543
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 591
Karma +0/-0
44 Mesajına Toplam 62 Kere Teşekkür Edildi
|
 |
« Yanıtla #70 : 25 Haziran 2010, 16:42:54 » |
|
Bir zamanlar, bütün duygularin üzerinde yasadigi bir ada varmis: Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm digerleri, Ask dahil. Bir gün, adanin batmakta oldugu, duygulara haber verilmis. Bunun üzerine hepsi, adayi terketmek için sandallarini hazirlamislar. Ask, adada en sona kalan duygu olmus, çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemis. Ada neredeyse battigi zaman, Ask Kaynakwh: yardim istemeye karar vermis. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymis. Ask, Kaynakwh: -Zenginlik, beni de yanina alir misin diye sormus. Zenginlik, -Hayir, alamam. Teknemde çok fazla altin ve gümüs var, senin için yer yok. demis. Ask, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibirden yardim istemis. -Kibir, lütfen bana yardim et! -Sana yardim edemem, Ask. Sirilsiklamsin ve yelkenlimi mahvedebilirsin. diye cevap vermis Kibir. Üzüntü yakinlardaymis ve Ask yardim istemis: -Üzüntü, seninle geleyim. -Of, Ask, o kadar üzgünüm ki, yalniz kalmaya ihtiyacim var. -Mutluluk da Askin yanindan geçmis; ama o kadar mutluymus ki Askin çagrisini duymamis. Ask, birden bir ses duymus. -Gel Ask! Seni yanima alacagim... Bu Asktan daha yaslica birisiymis. Ask o kadar sansli ve mutlu hissetmis ki, onu yanina alanin kim oldugunu ögrenmeyi akil edememis. Yeni bir kara parçasina vardiklarinda, Ask^a yardim eden yoluna devam etmis. Ona ne kadar borçlu oldugunu farkeden Ask, Bilgiye sormus: -Bana yardim eden kimdi -O, Zamandi diye cevap vermis Bilgi. -Zaman mi? Neden bana yardim etti ki diye sormus Ask. Bilgi gülümsemis: -Çünkü sadece Zaman Ask'in ne kadar büyük oldugunu anlayabilir...
|
|
|
|
|
Logged
|
Gitmek gerekir bazen, gönderilmeyi beklemeden. Arkana dönüp bakmadan ve ağlamadan...
|
|
|
|
|
| 25 Haziran 2010, 18:48:24 |
Forum Sorumlusu
Üye No : 11920
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 2071
Nerden : Konya
Karma +89/-0
Umudun kadar varsın...
288 Mesajına Toplam 597 Kere Teşekkür Edildi
1 Mesajına Toplam 1 Kere Karma Verildi
|
 |
« Yanıtla #71 : 25 Haziran 2010, 18:48:24 » |
|
Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye önce müthiş bir acı duydu dudağında gümbür gümbür oldu yüreği sonra hızla çekildi yukarıya... Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü neye benzerdi acep gökyüzü. Bir yanda büyük bir merak bir yanda ölüm korkusu. "Dudağı yarıklar" denir, şanslıdır onlar, hani görüp de gökyüzünü, insanı oltadan son anda kurtulanlar. Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu küçük istavrit anladı yolun sonu. Koca denizlere sığmazdı yüreği. Oysa, şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, ansızın uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci. İnsanlar gelip geçtiler önünden bir kedi yalanarak baktı gözünün içine yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı bir de yeşil yosunu. İşte tam o anda eğilip aldım onu. Yürüdüm deniz kenarına bir öpücük kondurdum başına, iki damla gözyaşından ibaret sade bir törenle, saldım denizin sularına. Bir an öylece bakakaldı Sonra sevinçle dibe daldı. Gitti tüm kederimi söküp atarak, teşekkürü de ihmal etmemişti. Bir kaç değerli pulunu Elime, avuçlarıma bırakarak. Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu, niye? 'Bir gün dedim, bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, Son ana kadar hep bir umudum olsun diye...'
|
|
|
|
|
Logged
|
SİL BAŞTAN BAŞLAMAK GEREK BAZEN...
|
|
|
|
|
| 25 Haziran 2010, 19:08:26 |
mesuthayat
Site Yönetimi
Üye No : 61
Cinsiyet: 
Ad Soyad: Mesut SOLMAZ
Mesaj Sayısı: 2481
Nerden : Bizim Diyar
Karma +230/-0
586 Mesajına Toplam 2774 Kere Teşekkür Edildi
3 Mesajına Toplam 3 Kere Karma Verildi
|
 |
« Yanıtla #72 : 25 Haziran 2010, 19:08:26 » |
|
Bir ârife sormuşlar: “Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz? “
“Terzimi severim” diye cevab vermiş. Soruyu soranlar şaşırmışlar:
“Aman efendim, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken, terzi de kim oluyor? O da nereden çıktı?” demişler. Ârif olan o zat: ...... “Evet dostlarım, ben en çok terzimi severim. Çünki ona her gittiğimde ölçümü yeniden alır. Diğerleri öyle değil. Bir kez hakkımda karar verdiler mi, ölünceye kadar bana hep aynı ölçü nazarıyla bakarlar” diye, ibret yüklü bir cevab vermiş.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
mesuthayat Nickli Üyemize Teşekkür Eden 2 Kullanıcı:
|
zevzekim
(25 Haziran 2010, 21:10:52), a.pak
(25 Haziran 2010, 19:11:21) |
|
| 10 Temmuz 2010, 23:48:29 |
Forum Sorumlusu
Üye No : 11920
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 2071
Nerden : Konya
Karma +89/-0
Umudun kadar varsın...
288 Mesajına Toplam 597 Kere Teşekkür Edildi
1 Mesajına Toplam 1 Kere Karma Verildi
|
 |
« Yanıtla #73 : 10 Temmuz 2010, 23:48:29 » |
|
SİNİRLENDİĞİNİZDE bu öyküyü hatırlayın...
Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, “Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm.” demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: “Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?” Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş...
Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin...
|
|
|
|
|
Logged
|
SİL BAŞTAN BAŞLAMAK GEREK BAZEN...
|
|
|
|
a.pak Nickli Üyemize Teşekkür Eden Kullanıcı:
|
gelincigim
(17 Temmuz 2010, 16:56:11) |
|
| 17 Temmuz 2010, 13:22:13 |
Forum Sorumlusu
Üye No : 11920
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 2071
Nerden : Konya
Karma +89/-0
Umudun kadar varsın...
288 Mesajına Toplam 597 Kere Teşekkür Edildi
1 Mesajına Toplam 1 Kere Karma Verildi
|
 |
« Yanıtla #74 : 17 Temmuz 2010, 13:22:13 » |
|
Bir gün, çelimsiz, küçük bir kız çocuğu sokağın köşesine oturmuş yiyecek, para ya da alabileceği herhangi bir şey için dileniyordu.
Üzerinde yırtık pırtık giysiler vardı; yüzü gözü kir içinde, perişan bir hali vardı. Kız dilenirken, sokaktan genç, canlı ve iyi görünümlü bir adam geçti. Kızı fark etmişti ama belli etmemek için dönüp ikinci kez bakmadı.
Büyük ve lüks evine, mutlu ve rahat ailesinin yanına geldiğinde, çok güzel hazırlanmış akşam sofrası onu bekliyordu. Fakat az sonra düşünceleri tekrar o fakir kıza takılıverdi.
Duyguları bir şeylere itiraz ediyordu. Sonra kolay yolu tercih etti ve itirazlarını Allah’ a yöneltti:
"Böyle bir şeyin olmasına nasıl müsaade ediyorsun? Neden o küçük kıza yardım için bir şeyler yapmıyorsun Allah’ım?" diye yakındı içinden. Sonra ruhunun derinliklerinden gelen bir cevap işitti :
"Yaptım. Seni yarattım!....."
|
|
|
|
|
Logged
|
SİL BAŞTAN BAŞLAMAK GEREK BAZEN...
|
|
|
|
|
|